Category Archives: ç. Dünya Dışı Akıllı Yaşam Araştırma
Başka Sistemlerde de Gezegenlerin Dansı Var
NASA’nın Kepler Uzay Gözlemevi 2009 yılının Mart ayında yörüngesine oturtuldu. O günden bu yana gökyüzünün sadece bir bölgesinde bulunan 156.000 yıldızın ışığını sürekli olarak kaydediyor. Kepler’in amacı Yer benzeri ötegezegenlerin keşfi. Eğer gezegen yıldızının önünden geçerken onun ışığını birazcık kessin Kepler onu hemen farkediyor. Bu şekilde bulduğu ötegezegenlerin sayısı epey fazla ama onların ötegezegen olarak kabul edilmesi için dönemsel olarak en az üç geçiş yapması ve daha sonra da dikine hız gözlemi ile ötegezegenin kütlesinin bulunması gerekiyor. Bu nedenle şu anda 1-2 geçiş yapmış olanlara “ötegezegen adayı” olarak bakılıyor ve bunların sayısı 2.000′den fazla.
Samanyolu Gökadasında Bizi Dinliyorlar mı?
Geçenlerde Sevgili Burcu Hocam mesajında şöyle yazıyordu: “iki gün önce Discovery Channelde Morgan Freeman ile “Evrenin Sırları” adlı bir belgesel izliyordum. Orada iki görüş vardı. Biri sizin “eğer olsalardı ve bizim kadar gelişselerdi zaten duyardık. Ya bizden üstün değiller, ya da bizden çok üstün oldukları için dalgaları saklayabilen teknolojiye sahipler” dediğiniz, diğeri ise benim inandığım ünlü bir fizikçinin “biz radyo dalgalarını yaymaya başlayalı 100 yıl oldu ama bize en yakın yer zaten yaklasık 1.000 yıl ötede, yani bizim radyo frekanslarımızı 900 yıl sonra ancak duyacaklar.” dediği sözleri. İlginç ve hiç aklıma gelmeyen bir konuydu.
Kepler Teleskopu Dünyaya Çok Benzer Yeni Bir Gezegen Keşfetti
NASA’nın gezegen avcısı Kepler teleskobu, Kepler-22b ismi verilen ve atmosfer sıcaklığı dünyaya çok benzeyen bir gezegen keşfetti. Gezegen, Dünya’ya yaklaşık 600 ışık yılı uzaklıkta ayrıca yaşanabilir bir gezegen olma ihtimali bulunuyor. Güneş sistemi benzeri bir sistemin en küçük gezegeni olan Kepler 22b’nin takip edilmesi sonucunda daha fazla bilgi elde edilecek. Kepler-22b’nin çapı dünyanın 2,4 katı daha büyük. Bilim adamları henüz Kepler – 22b’nin kayalık, sıvı veya gaz bileşiminden oluşan bir gezegen olup olmadığını bilmiyorlar. NASA’nın Washington’da bulunan Genel Müdürlüğünde Kepler programı başkanı Douglas Hudgins açıklamasında bu keşif için; “Dünyanın ikizini bulmak için çıkılmış yolda önemli bir kilometre taşı” olarak nitelendi.
Uzayda Yine Su Bulundu !
Avrupa Uzay Dairesi genç bir yıldızın çevresinde gaz, tuz ve buz parçacıklarından oluşan bir çember buldu. Bilimciler, kuyruklu yıldızlar arasında dünyadaki suya en benzeyen suyun Hartley 2 kuyruklu yıldızında gözlemlendiğini açıkladı. TW Hydrae adlı genç yıldız Dünya’dan 175 ışık yılı uzakta bulunuyor. 10 milyon yaşında olduğu tahmin edilen çemberindeki parçacıklar zamanla gezegen ve kuyruklu yıldızlara dönüşecek. Kuyruklu yıldızların taşıdığı buz parçacıkları ise, temas ettikleri yeni gezegenlerde deniz ve okyanuslar oluşmasına sebep olacak.
Evrendeki En Büyük Su Kütlesi Bulundu
İki astronomi ekibi, Evren’in bugüne kadar keşfedilmiş en büyük su kütlesini ortaya çıkardı. Dünyadan 12 milyar ışık yılı mesafedeki bu su kütlesi, dünya okyanuslarının içerdiği toplam su kütlesinin 140 trilyon katı büyüklüğe sahip. Buhar halindeki su kütlesi, kuasar olarak adlandırılan ve ortasında, çevresindeki maddeyi yutan büyük bir kara delik bulunan gök cismini sarıyor. NASA’nın Kaliforniya’daki laboratuvarından Matt BRADFORD, kuasar çevresindeki ortamın oldukça özgün bir yapıya sahip olduğunu belirterek, bu yapının “devasa büyüklükte su ortaya çıkardığını” belirtti.
Evrende Yalnız mıyız?
Bazen gökyüzüne baktığınızda binlerce yıldız görürsünüz. Hepsinin bizim yıldızımız gibi “güneşler” olduğunu düşünerek baktığınızdaysa farklı düşünceler ister istemez aklınıza düşer. Bunlardan en önemlisi, oralarda bizden başka canlılar olup olmadığıdır. Bu muazzam büyüklükteki evrende sadece Dünya’da yaşamın var olduğunu düşünmek çılgınlık olurdu herhalde. Her ne kadar ilkel olursa olsun, yeter ki Dünya’nın evrende tek başına olmadığını gösterecek hayat olsun. Arama çalışmaları ve araştırmalar henüz sonuç vermediyse de, bazı bilim insanlarının ihtimal analizlerine göre, er ya da geç bir yaşam formunun izi bulunacaktır. Bu haklı bir düşüncedir.
Drake Denklemi
Yeryüzünde bu kadar uzun zamandan beri yaşam olmasına rağmen uzayın herhangi bir yöresindeki bir gözlemcinin, bu yaşamla günümüze kadar neden haberleşemediği kolayca anlaşılabilir. Teknik olarak gelişmiş bir uygarlık düzeyine ulaşılması, yaşamın evriminin çok küçük bir dilimini kapsar. Bu nedenle eğer galaksimizde geçmişte bizi izleyen gelişmiş uygarlıklar olsaydı, gönderecekleri mesajların yanıtlarını alamayacaklardı. Dünyada (60) yıl öncesine kadar ciddi anlamda hiçbir güçlü radyo yayını yapılmıyordu ve bu uygarlıklar milyonlarca yıl önce var olsalardı, üzerinde yalnızca dinozorların yaşadığı bir dünya bulacaklardı.
Fermi Paradoksu
Fermi Paradoksu, dünya dışı uygarlıkların var olma olasılığının gayet yüksek olduğuna dair tahminlerin varlığı ile bunu doğrulayacak herhangi bir kanıtın ya da temasın yokluğu arasındaki çelişkiyi ifade eder. Evrenin yaşının büyüklüğü ve muazzam sayıda yıldızın varlığı ile birlikte, hayat için Dünya’nın tipik bir gezegen örneği olduğu varsayımı da göz önüne alındığında, Dünya dışı yaşamın yaygın olması gerekir. Bu önermeyi 1950′de bir öğle yemeği sırasında tartışan fizikçi Enrico FERMI, şu soruyu sormuştu: “Eğer Samanyolu dahilinde yüksek sayıda ileri dünya dışı uygarlık mevcutsa, neden uzaylılara ait uzay araçları ya da sondalar gibi kanıtlara rastlamıyoruz?”
SERENDIP Gözlemleri
SERENDIP (Search for Extraterrestrial Radio Emissions from Nearby Developed Intelligent Populations, “Yakın, Gelişmiş, Akıllı Topluluklara Ait Dünya Dışı Radyo Yayımları Araması”) Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley kaynaklı bir Dünya-dışı akıllı yaşam araştırması (SETI) programıdır. SERENDIP, devam eden ana radyo teleskop gözlemlerinden yararlanmanın avantajını kullanır. SERENDIP kendi gözlem programına sahip olmaktan ziyade, diğer astronomlar teleskobu kullanırken kaydedilen derin uzay radyo verisini analiz eder.
Ozma Projesi
“Ozma Projesi”; 1960′ta Batı Virginia Green Bank´taki Ulusal Radyo Astronomi Gözlemevi´nde astronom Frank DRAKE tarafından yapılmış ve SETI´ye öncülük etmiş olan deneydir. Deneyin amacı, uzak gezegen sistemlerindeki olası canlıların izlerini yıldızlar arası radyo dalgalarında aramaktı. Program, kurgusal Oz ülkesinin yöneticisi Prenses Ozma´nın adıyla adlandırılmıştır. Yazar L. Frank BAUM, serinin The Emerald City of Oz kitabından sonraki kitaplarında, bu ülkede olan bitenden haberdar olabilmek için radyo dalgalarıyla iletişime geçmiş, bu da projenin adına esin kaynağı olmuştur.


























