Category Archives: e. Yıldızlararası Ortam
Gökyüzünün Güzellikleri: Anahtar Deliği Bulutsusu
Sizlere yıldız izlerinden söz ederken gökyüzü fotoğraf çekimi ile uğraşan amatör gökbilimcilerden söz etmiştim. İşte onlardan biri, Brezilya’dan Eduardo Buena’nın çektiği bir gökyüzü güzelliği. Ülkemizde de çok mükemmel gökyüzü fotoğrafı çeken dostlarımız var, sizlere bir ara onlardan da söz edeceğim. Carina bulutsusu ölmekte olan Eta Carina yıldızının can çekişirken dış katmanlarını uzaya atması sonucu oluşmuştur. İşte Anahtar Deliği bu meşhur Carina bulutsusunun bir parçasıdır. Resmi adı NGC 3324′dür. Bu adı ona ilk kez 19. yüzyılda John Herschel vermiştir. Bulutsu gerçekte çok küçüktür, çapı yaklaşık 7 ışık yılıdır. Karanlık soğuk molekül ve tozdan oluşmuştur ama aynı zamanda sıcak parlak filamentlere de sahiptir.
Görünmeyen Canavar
İlk kez 1821 yılında alman amatör bir gökbilimci olan Johann Fritsch, ε Aur’un ışığının her zamankinden az olduğunu gördü. O yıldan sonra ε Aur gökbilimciler tarafından gözlenmeye başlandı ve ilk makale 1903 yılında çıktı. Alman gökbilimci Wilhelm Hans Ludendorff sözkonusu azalmanın 27.1 yılda bir gerçekleştiğini yani olayın dönemsel olduğunu yazdı. Ona göre görünmeyen bir cisim güneşten daha sıcak olan ε Aur’u örtüyordu. Bu örtme olayı iki yıl sürdüğü için de örten canavarın çok büyük olması gerekiyordu. 1937 yılında üç önemli gökbilimci olan Kuiper, Struve ve Stromgren örten cismin yarı geçirgen kırmızıöte yani çok soğuk bir cisim olduğunu kanıtlamaya çalıştılar ama 1965 yılında Su-Shu Huang yıldızın tayfını aldığında böyle bir soğuk cisim görmediğini yazınca o model de suya düştü.
Başka Sistemlerde de Gezegenlerin Dansı Var
NASA’nın Kepler Uzay Gözlemevi 2009 yılının Mart ayında yörüngesine oturtuldu. O günden bu yana gökyüzünün sadece bir bölgesinde bulunan 156.000 yıldızın ışığını sürekli olarak kaydediyor. Kepler’in amacı Yer benzeri ötegezegenlerin keşfi. Eğer gezegen yıldızının önünden geçerken onun ışığını birazcık kessin Kepler onu hemen farkediyor. Bu şekilde bulduğu ötegezegenlerin sayısı epey fazla ama onların ötegezegen olarak kabul edilmesi için dönemsel olarak en az üç geçiş yapması ve daha sonra da dikine hız gözlemi ile ötegezegenin kütlesinin bulunması gerekiyor. Bu nedenle şu anda 1-2 geçiş yapmış olanlara “ötegezegen adayı” olarak bakılıyor ve bunların sayısı 2.000′den fazla.
Kırmızıöte Gökbilimi ve SOFIA
SOFIA bana gençliğimin en güzel artistlerinden “Sophia Loren”i anımsatır. Ama onun gökyüzü ile pek ilgisi yoktur. Herneyse, bu yazıda kısaca kırmızıöte (KÖ, infrared) gökbiliminden söz edeceğim. Gözümüzün gördüğü dalgaboyu en uzun ışık kırmızıdır ve (0.8 μm) daha ötesini göremeyiz ama dalgaboyu çok daha uzun ışınlar vardır. İşte görünür bölgeden hemen sonra gelen (0.8-300 μm) bölgeye “KÖ bölge” denir. Bu dalgaboylarında gözlem yapıldığında görünür bölgede kendini göstermeyen gökyüzünün güzelliklerini görürüz. Örneğin yıldızlararası bulutların örttüğü cisimleri keşfederiz, kozasının içinde yeni oluşan bebek yıldızlar, Samanyolunun merkezindeki yıldızların hareketleri bunlardan sadece birkaçıdır.
Evre Gösteren Gökcisimleri
Doğal uydumuz “Ay Dede”yi sürekli takip ederiz. Onu kovalamazsak da, o kendini her zaman bize gösterir. Güneş battıktan hemen sonra batıda veya Güneş doğmadan biraz önce doğuda onu hilal şeklinde görürüz. Daha sonra yarısının aydınlık olduğunu ve sonunda tüm diskinin aydınlandığını ve yere gögemizi düşürecek kadar bize ışık gönderdiğini farkederiz. Buna Ay’ın evreleri diyoruz ve sadece Güneş, Ay ve bizim bulunduğunuz konuma bağlı. Başka evre gösteren gökcisimleri var mı? Evet. Örneğin Venüs, tüm diski aydınlandığında bizden çok uzaktır ve açısal çapı küçüktür.
“Tanrının Gözü” Bulutsusu
Gezegenimsi bulutsuların içinde önemli bir yeri olan Sarmal (Helix) bulutsuya 2003 yılında Hubble ile alınan fotoğrafında “Tanrının Gözü” adı verilmiştir. Aslında bu benzetimler sadece gök cisimlerini unutmamak açısından önemlidir. Geçen yıl bulunan bir bulutsuya da “Tanrının Eli” demişlerdi, daha neler göreceğiz kimbilir. Sanırım gökyüzünde olan her cismin tanrı ile ilişkilendirilmesinden kaynaklanıyor. “Gezegenimsi bulutsu” ifadesine de takılmayalım, bundan 200-300 yıl önce teleskopla ilk bulunduklarında nokta kaynak olmayıp bir yüzey gösterdiği için o zamanlar gezegen sanılmıştır. Ancak gezegenle hiçbir ilişkisi olmadığı anlaşılmış, lakin isimleri öyle kalmıştır.
Çarkıfelek Gökadasındaki Süpernovanın Gizemi
Yazının başlığına bakarak bunun Mehmet Ali’nin çarkıfeleği olduğunu lütfen düşünmeyin, bu yüzünü bize dönmüş bir gökadanın adıdır. 2011 Ağustos ayında Büyükayı takımyıldızındaki Çarkıfelek (Pinwheel) gökadasında bir süpernova keşfedildi. Bulunan her süpernovaya bir kod adı verilir, bunun da adı 2011fe. En önemli özelliği bize çok yakın bir gökadada patlamasıydı. Öyleki 1987A süpernovasından sonra en yakın olanıydı, çünkü Çarkıfelek bizden sadece 21 milyon ışık yılı uzaklıktaydı. O kadar güzel parladı ki Ankara Üniversitesi Gözlemevi (AUG)’indeki teleskopla arkadaşlarım bu süpernovayı fotoğrafladılar.



























